Belgrad on March’ 14 (Part2)

Günlerden Cuma, hava güneşli…

Gel gelelim Belgrad part2’ye. Şunu fark ettim ki döneli tam bir ay olmuş ve ben daha ancak yeni zaman ayırabildim. Bu konuda sanırım yapabilecek pek bir şeyim yok ama yapacak daha çook işim var, gezecek daha çook yerler var… ((:

Sanki zaman kaybediyorum hissi var içimde, burada olmamam gerek ama buradayım, peki öyleyse neyi değiştirebilirim ya da nerden başlamam gerek. Bu aralar aklımda çözmeye çalıştığım soru, bakalım.

Dönelim Belgrad’a…

Bir önceki yazımda da paylaştığım iki nokta vardı, birisi Aziz Sava Katedrali ve Nikola Tesla müzesi. Bugün ise 50-80 yıllarındaki Belgrad müzesi ve ilginçlikleri, sevgili kapılar, grafitiler ve Belgrad sokakları..

Birinci kısımda bahsettiğim o kaybolma olayıyla ilintili. Bazen yabancı bir şehirde kaybolmanın keyfi gerçekten paha biçilemez, sebebiyse içindeki o garip dürtü, hafif adrenalin ile birlikte heyecan ((:

Sokaklarda beni mimar öğrencisi sananlar oldu, garipti tabii galiba biraz balkan havası var bende, insanları çeken vuhuuu ((:

Hadi fotoğraflara geçelim, seviyorum fotoğraflar üzerinden anlatmayı…

50-80 li yıllarında kullanılan, tüketilen ve yaşam tarzlarını gösteren bir Sergi, oldukça anlamlı bulduğum ve özellikle 80′ lerde büyüyenlerin karşılaşacağına inandığım şeyler vardı…
Serginin girişi…
Emektar ((:
Motosiklet candır diyoruz ve devam ediyoruz…
Müzik kutusu, bayılırım, muhtemelen bir yerde bulsam galiba ne pahasına olursa olsun alacağım bir parça olurdu..
Pick-up ve amfi
Ses kayıt cihazı
Zamane sanatçıların plak örnekleri
50-80 yılları arasındaki plak kutuları
Favorilerim; Alkollü içki label’ları ((: vol1
Meyve suyu labelları
ve yine Alkollü içki Labelları ((:  vol2. Çerçeveyi alıp gidesim geldi
Çeşitli İçki Şişeleri
Eski kutular
Reçeller
Bebek mamaları
O tartıları hatırlıyorum, Türkiye’de de vardı ((:
Zamanı Türkiye’sinde de vardı bu tarz oyuncaklar ((:
Yerel futbol takımlarının formaları
İtiraf ediyorum o tip bir valiz bende de var, harika birşey ((:
Sol kısımda bulunan traş takımı babamda da vardı ((:
80 lerde büyümüş olmanın vermiş olduğu gurur ile, hala o buzluktan ve setten komple var bizde…
Comic dergilerini hatırlayanlar var mı bilmiyorum ama, ben zamanında her ay bunların çıkmasını beklerdim ((:
((: kağıt’dan bebekler, çeşit çeşit kıyafetleri keser sonra da giydirirdik, allam yaa..
Coğrafya dersi olsa gerek, Belgrad sınıflarından bir görüntü…
Dişçi koltuğu, kabus gibi ((:
Salon örneği
Ofis örneği

Sokaklara geçelim…sokakta hayat var, bunu her zaman derim… Gözlerimi kapattığım zaman, şehrin yaşadığını duyabilmeliyim, baktığım her yerde yaşanmışlığı hissetmeliyim, dokunduğum her nesnede yaşamın aktığını ve sıcaklığı bana geçmeli, ancak o zaman yaşadığımı hissederim…
Nefes almak yeterli değil ki, yaşamak vücudunda bulunan her hücrenle yaşamalısın, derim ki hep yaşamın hakkını vermelisin ((:

O zaman vakit kaybetmeden, önce karşılaştığım birkaç grafitilere bakalım…

Leila Plakcısına giderken, yol boyunca uzanan duvara güzel çalışılmıştı..
Kanımca söz konusu olan İvana = İvana Sert olsa gerek (((:

Dip not: bu kareden sonra kaybolma faslım başladı, hostel eski Belgrad tarafındaydı, bense kendimi gün sonunda yeni Belgrad tarafında bulmuştum…

Belediye binasının Kapısı…Merdivenlerle kombine olmuş kapı modellerine ayrı bi zaafım var…
Kilise kapısı…
Sütunlu kapılar, tarihten fırlamış gibi…
Aşağıdaki üç karede, kaldırım o kadar dardı ki, kapı kadraja sığmadı, şimdi içinizde “yola inseydin” diyenleri duyabilir gibimiyim..Malesef, arabalar park halinde, nereye ineyim, Türkiye’yi aratmayan manzara…
Ve evet, geldik sokaklara…keyifle kayboldum, binaları tarih kokan sokak aralarında buldum kendimi. Binaların ayrı havası vardı, sokaklar ayrı bir havadan çalıyordu…Fotoğraflar aşağıda…
Benim hostel’e 5 dk mesafesi olmayan kilise yolunda…Günlerden Pazar olduğu için oldukça sakin bir gündü…
Tasmajdan kilisesi
Mimari yapısı hep hoşuma gitmiştir kiliselerin…
Belgrad sokakları…
Sanırsam bir bar olsa gerek ((: gündüz gözüyle ((:

Tıpkı Saraybosna’da olduğu gibi elektrikli otobüsler mevcut ve tabii ki ücretsiz ((:
Türkiye’yi aratmayan manzaralardan bir tanesi…

Ünlü Jugoslav Drama Tiyatrosu
Belgrad’da her köşe başında patlamış mısır satan arabalar dolu, döndüm döneli mısırın yüzüne bakmıyorum, fena…patlamış mısırdan soğudum…
Keyifle mola verdiğim bir yer varsa o da Cafe Kapetan, sahibi alman olmakla birlikte, müthiş keyifli bir mekan…belli olmuyor mu, kuruldum resmen ((:

Sürekli kurulu bir pazar var, onun tam göbeğinde kadınların el emeği göz nuru dediğimiz eşyaları sattığı yer…

Parlamento Binası
Kapanışı yine en favorim olan, Kralja Aleksandra üzerinde bulunan, Cafe Biblioteka..Hem restoran hem pub, tam benlik yani…


Gel gelelim, part2 nin sonuna…devamı as soon as possible ((:



Yazar: admin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir