Belgrad Güncesi

Her şey iyi hoş güzel, gezmek, görmek, fotoğraf çekmek… aslında bütün mesele gezdiğim zaman içine büründüğüm duygular olsa gerek… gariptir ki gittiğim yerlerde hiç yabancılık çekmiyorum, bırak garipsemiyorum bile. Elbette konakladığımız yerler de insanın evini aratmayacak doğal, sıcak, içten mekânlar belki de kalmayı kolaylaştıran unsurlardan bir tanesi de bu olsa gerek.
Mesela, bu sefer ki hostel çok keyifliydi, neden mi? Her oda da maksimum 4 kişiydik, ben ilk gece tektim, sonraki gecelerde önce iki misafir daha geldi, gitti, Amerikalısı, Rusu, İsveçli, İtalyanı derken bildiğin karma oluştu. İlginç olan kısmı ortak dil İngilizce olup, herkesin anlatacak o kadar çok şeyi oluyor ki, nerelere gittiklerinden tut, hayatlarına ait yaşadıkları ilginçlikleri, tavsiyeleri, yaşanmışlıkları, siyasi görüşler, idealler…

En ilginci ise, konakladığım hostelde, müdavim bir tıp öğrencisi vardı. Adı Danny, İsveçli, komedi genç  ((: yaklaşık 2 yıldır burada kalıyormuş, ev kiraları çok yüksek olduğundan ve toplamda 6 yıl ve 4 yılını tamamladığı tıp tahsilinin 2 yılı burada geçmiş. Toplamda 4 yılını Belgrad’da geçirmiş ama bir kelime bile sırpça öğrenemeyen insan modeli, daha ne diyim. Zaten hostel sahibi ile ayrı bir diyaloğu var. Hiç unutamadığım görüntüsü, sabah uyandım, ellerinde sarı eldivenleri, altında sarı şortu ve sarı yemek önlüğü ile bulaşık yıkaması. Müthiş bir titizlik abidesi, kulağına kulaklıkları takar ve başlar temizliğe ((:

İki türk, kabus gibi…zom halde gecenin dördünde gelip, saygısızca yattığın odanın lambasını açana denir. Valla okuyorsanız ahanda sizi malzeme yapıyorum an itibariyle. Uykumu kaçıran bu iki vatandaş yüzünden, kendimi balkonda atıp Belgrad’ın soğuk ayazında, bir İtalyan ve bir Sırplı ile sigara içerken buldum. Hikayenin ikinci kısmında ise, İtalyan arkadaşımız Guiseppe, o da gezgin, aramızdaki tek fark, o genelde karayolunu kullanıyor veya otostop yoluyla hareket ediyor. Liberalist, nerden anladım, konuştuk sabahın dördünden altısına kadar. Savaşlardan, iç savaşlardan, Boşnak ve Sırp durumunu ve hatta hatta Gezi olaylarını bile değerlendirdik. Sırplı olansa, müthiş bir ressam, abstract yağlıboya tablolar yapıyor ve geçimini bu yolla kazanıyor.. taktir ettim, Belgrad cidden yerlisi için yaşanması zor bir yer. Kaldı ki şehir merkezinde en ucuz kira 350€ dan başladığını varsayacak olursak…

En bomba Rus hatun, rus hatun dediysek aklınıza 1,90 boyunca bacak boyu zaten 1,30 olan ruslardan getirmeyin lütfen ((: bu rus hatun, 1,55 boyunca backpack traveller modeli, türk düşmanı olduğunu benim türk olduğumu öğrenmeden itiraf eden bir vatandaş ((: gerçi nasibini aldı ve özür diledi ama tribimi çektim sonuna kadar… gezmediği yer yok kadının bu arada, kırık İngilizcesi ile beni çileden çıkartsa yapacak bir şey yoktu…

Son olarak gelen USA vatandaşı, o da balkan turuna çıkmış, Balkanlardan sonra Türkiye’ye geçecek olan ve neden ona Türkiye vize uyguluyor diye hayıflanan bi hali vardı…Allahın Amerikalısı sizin ülkeye gitmeye kalksak APIS dışında bir de ESTA istiyorsunuz o da yetmiyormuş gibi, dönüş bileti ve konaklama adresi.. neysee damarıma basıldı gene… vize işleri beni öldürüyor…

Saraybosna ile mutlak suretle kıyaslanamaz, Saraybosna çok daha iyiydi. Belgrad bana göre değil dediğim bir havası vardı. Hani vardır ya bazı şehirlerin hikayesi daha derindir, kesinlikle Saraybosna’nın hikayesi daha derindi. Elbette Belgrad’da da yaşanmışlıklar var ama bana uzak kaldı. Dokusu güzel, sokaklarda tarihten fırlamış evler, araçlar istemediğin kadar çok ama hep bir şeyler eksik hissettim. Kendimi veremedim mi desem bilemedim ama bana yetmedi… Umarım bu duyguyu Tiflis’te yaşamam, oraya da ayrı duygular içerisindeyim şuanda.Örneğin, Belgrad’da acayip çok kilise var, yolumun üstüne çıkan her kiliseye girdim. Ve hep aynı koku beni karşıladı; Balmumu. Seviyorum bu kokuyu, mumlar erir ve tepsi sıvı balmumu dolar ve buram buram kokar… TR Republica, istiklalin farklı versiyonu. Araç trafiğine kapalı bolca kafe ve mağaza bulunan bir cadde. Caddenin sonundan da doğrudan Kalemegnan’a gidiliyor. En çok burada Icebox sevdim, dondurma delisi ben için harika bir keşif. Tabii ki Bacio’yu da es geçmemek lazım. Her ikisinin dondurması çok güzeldi. Vanilyalı ve Straciatella, hmms on numara beş yıldız daha da bir şey demiyorum ((:

Seyahat ederken düşünmek için bolca vaktim oluyor. Aklımdan geçenleri bazen kâğıda aktarırken zorlansam da, elimden geldiğince aktarmaya çalışıyorum. Kimi zaman fotoğraflarda buluyorum kendimi, kimi zaman yazılarda. Düşüncelerim çoğu zaman kalbimle çakışsa da, hayatı sorgulamanın ve kendim ile bütünleşmenin yolunu buldum sanırım. Gerçi hala yaşlanmak istediğim şehri arıyorum, henüz bulduğum da söylenemez ama itinayla aramaya devam ediyorum…  ((:

Yazar: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir