Kapadokya Güncesi Part2

İlk kısımda bahsettiğim Göreme, Ürgüp ve Avanos üçlüsünden sonra, gel gelelim, şehir içi güzelliklerine…

Göreme şehir merkezinde aslında çok küçük olup, çok kısa sürede tamamlanabilir ölçülerde ama her zaman derim, bakmak ayrı bir de görmek lazım… Ben bu şehirde takıldığım ve gözümü alamadığım kısım ise kapılar… gözümü alabildiğince antik çağdan fırlamış kapılar…

Bu arada sözünü de hatırlatmak isterim, itinayla Kıbrıs’ı bekliyorum, oranın kapı cenneti olduğunu ve mutlaka görmem gerektiğini kulağıma karpuz kabuğu misali yerleştirildi… Beklemedeyim ilgililere duyrulur ((:

Gel gelelim ikinci güncemize, belirtmeden geçemeyeceğim ki çok keyif aldım bu kısmında, işte benim ruhumun huzur bulduğu, kendimi şehrin ritmine ve kendi iç sesime gözlerim kapalı olarak bıraktığım ana geldik…

Bu şekilde olduğum gibi olabilmeyi seviyorum…

Dönelim kaldığımız yerden maceramıza… Göreme’de karşılaştığım ve tesadüf eseri bulduğum dokuma evi, buradaki önemli faktör, iplikleri kendileri boyamaları olsa gerek, hazır iplik kullanılmıyor….

Hanımlar iş başında ((:
Harika (:

Göreme’den manzaralar…
Kendi dokudukları kilimleri sergiliyip satıyorlar…
Göreme’den gece manzarası…


Göreme’de görmeden dönülmemesi gereken bir diğer nokta ise, Günbatımı tepesi. Göreme üzerinde harika bir manzarası olan hani şehir ayaklarımın altında diye tabir edilen bir tepe… Şiddetle tavsiye edilir, görmeden dönmemek lazım ((:

Bu kısımda görsellerle baş başa bırakıyorum, söyleyecek pek fazla söz yok, resimlerin kendi hikayelerini dinlemek lazım…

ve gel gelelim en güzel kısmına, benim hep yaşanmışlıklar diye hitap ettiğim kapılar… Ah şu kapıların dili olsa da dile gelse, duvarlar misali… çok fazla anlatmak istemiyorum, lakin çekerken o kadar keyif aldığım kapılarla kapanış yapmak istiyorum…



32 saatlik yaşamın sonuna geldik, enerji dolu, tarih kokan, yaşanmışlık şehrin sokaklarına taşmış, her köşesinde anılar barındıran ve bana da oradan ayrılırken güzel anıları beraberinde veren yolun sonuna geldik…

Uzun zaman sonrasında bu kadar huzur bulduğum, bir o kadar eğlendiğim, gülmekten zaman zaman yanaklarımın acıdığı, yürümekten ayaklarımın su topladığı başka bir değişle, sırt çantamın içerisine dolu dolu anılarla döndüğüm ender gezilerden bir tanesiydi. Kasvetli İstanbul’dan uzaklaşıp, yaşamaya başladığımı, ve aslında yaşamanın bu ufacık güzelliklerde olduğunu tekrardan bana hissettirene…canımsın, iyi ki varsın…

Bu güzel duygularla birlikte, bundan sonraki gezilerimde aynı tadı yakalamak ve huzurun peşinde gitmek adına…

….gitmek, görmek, yaşamak lazım, diyorum ve başka keşiflerde görüşmek dileğiyle…  


Yazar: admin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir